Dünya çapındaki krizin ülkemize yansımaları ile Türkiye ekonomisinin yapısal
sorunları, makina imalat sanayimizin sorunlarını da kapsayan bir şekilde, iç içe
geçmiş durumdadır.
Kriz koşulları ile birlikte ele alındığında ülkemiz sanayisi, gerçekte tarihsel bir
yapılanma ve dönüm noktasının eşiğindedir. Zira sanayimiz on yıllardır çeşitli
evrelerden geçerek, iktidarlara, dünya ve ülke konjonktürüne, IMF, Dünya Bankası,
Gümrük Birliği, Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü tarafından belirlenen
politikalara bağlı olarak önemli dalgalanma ve krizlerin içinden geçmiştir.
Özellikle 24 Ocak 1980 kararları ile başlayan süreçte sübvansiyonlar büyük ölçüde
kaldırılmış, KiT yatırımları durdurulmuş, büyük ölçekli sanayi kuruluşları
özelleştirilmiş, sabit sermaye yatırımlarında gerileme yaşanmış, Gümrük Birliği
hedefleri doğrultusunda tüm sektörlerde korumacılık asgariye indirilmiş, Türkiye
sanayisi eşitsiz koşullarda küresel rekabete açılmıştır.
Bu süreçte öz kaynaklardan çok ithal kaynaklar girdi olarak kullanılmış, küresel
güçlerin dayattığı iş bölümü ile fason üretim ve taşeronlaşma egemen kılınmış,
kaynak tahsisinin iç ve dış piyasalar yoluyla sağlandığı bir sanayi modeline
geçilmiştir.
Ülke ekonomisi cari açığını dış borçla kapatan, sıcak para akışına mahkum, yüksek
cari açık, yüksek dış borç ve süreklileşmiş işsizliğe dayalı kırılgan ve sürekli kriz
tehdidi altında bir yapıya büründürülmüştür.
Ülkemizin bilim, teknoloji ve sanayi politikalarındaki bu çarpıklık ve yönelim doğal
olarak Makina imalat Sanayimize de bire bir yansımış sektör dışa bağımlı bir
hüviyete büründürülmüştür. Yerli üretimde % 61 oranında ithal girdi
kullanılmaktadır.
Makina imalat sanayi toplam üretim hacmi Ağustos 2008 ile Ağustos 2009
arasında % 35,1 düzeyinde azalmıştır. Sektörün ihracatında ise 2009 yılının ilk 7 a
yında % 29,7 civarında bir düşüş yaşanmıştır. Makina Ýmalatçıları Birliği’nce (MiB)
gerçekleştirilen ankete göre, MÝB üyelerinin % 54,5’i eleman çıkarmış, % 93,1’inin
siparişlerinde azalma yaşanmış ve çoğu küçük ölçekli olan birçok firma kapanmış
ya da faaliyetini durdurmuştur.
Krizin başlamasından altı ay sonra yapılan yasal düzenlemeler yalnızca otomotiv
ve madeni eşyada stokları eriterek günü kurtarmış, yetersiz teşvik uygulamalarına
ilişkin Tebliğ ise çok geç yayımlanmıştır. Tebliğ makina imalat sektörüne özel bir
yarar sağlamamış; üretici sanayiciye değil ithalatçı stoklarının erimesine yardımcı
olmuştur. Zira mevzuat, 50 milyon TL yatırım yapılması durumunda büyük ölçekli
yatırım desteklerinden yararlanılmasına olanak tanımaktadır. Oysa sektördeki
hakim yapı KOBi ölçeğidir. Bu firmalar günlük üretim, pazarlama ve finansman
sorunları ile boğuşmaktadır. Yatırım ve işletme sermayesi için ucuz krediye
ihtiyaçları vardır. Tüketimin daraldığı bir ortama “küçülmek” ya da “yeni bir
alanda üretim yapmak” olanağından yoksundurlar.
Ýhracatın düşmesi, bu firmaların “ayakta kalabilme” veya “yeni pazarlara
yönelme” gibi bir ikilemle mücadele etmesini getirmektedir. Dolayısıyla, krizden
sağlıklı çıkmak ve yeni bir strateji ile olumlu bir yapılaşmaya gitmek giderek
olanaksız hale gelmektedir.
Yatırım indirimi uygulamasına ise AB’ye uyum gerekçesi ile son verilmiştir.
Ar-Ge ve inovasyonun yoğun olması gereken bu sektörde işletmeler güncel
sorunlarının altından kalkamamakta, dolayısıyla kendi geleceklerine yatırım
yapmaktan yoksun kalmaktadırlar.
Tam da bu noktada, sektör ayakta durma amaçlı yenilikçi düşünceler ve
uygulamaların arayışı içindedir. Teknoloji geliştirme Ar-Ge faaliyetlerinin, sektörün
güçlü yanları dikkate alınarak kullanımı artık daha da önem kazanmaktadır. Bu
tespitten hareketle, "Makina Tasarım ve Ýmalat Teknolojileri Kongresi" belki de
kapitalizmin yaşadığı en büyük krizlerden birinin etkisinin sürdüğü bir ortamda
“Gelecek için Fasona Değil Teknolojiye” ana teması altında TMMOB Makina
Mühendisleri Odası adına Konya Şube’si yürütücülüğünde, 17–18 Ekim 2009
tarihlerinde Konya'da gerçekleştirilmiştir.
Beşincisi gerçekleştirilen kongre, 29 kurum ve kuruluş tarafından desteklenmiş,
kongre boyunca iki ayrı salonda ve toplam 10 oturumda 42 adet bildiri sunulmuş;
ayrıca açılış oturumu, bir panel ve 3 atölye çalışması gerçekleştirilmiştir. Kongreyi
118’i kayıtlı delege olmak üzere 850’ye yakın mühendis, teknik eleman ve üniversite
öğrencisi izlemiştir
“Küresel Ekonomik Krizin Türkiye’ye Yansımaları” konulu açılış oturumunda, krizin
dünya ölçeğinde değerlendirmesi yapılarak ülkemize ve sektöre yansımaları
derinlemesine ele alınmış, geniş katılımcı kitlesi ile tartışılarak sonuçları irdelenmiştir.
“Gelecek için Fasona Değil Teknolojiye” konulu panelde, kriz ortamını fırsata
çevirmenin aracı olabilecek, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ürüne çevirme süreci
konunun taraflarınca yapılan sunumlar çerçevesinde tüm boyutları ile irdelenmiştir.
Panel öncesinde gerçekleştirilen sunumla panele hazırlık niteliğinde KOBi lere dönük
“Küresel Ekonomik Kriz ve Etkilerinin Markalaşma ve Teknoloji Açısından
Değerlendirilmesi” konulu anket ve sonuçları hakkında katılımcılara bilgi verilmiştir.
Bu kongrede ilk kez olmak üzere “Makina Tasarım ve imalatında Değer Analizi”,
“Makina imalat Sanayiinde Fason Üretimden Marka Üretimine Geçiş Sürecinde
Teşvik ve Patent Çalışmaları”, “Teknoparklarda Ýnovasyon, AR-GE ve Teknoloji
Geliştirme Faaliyetlerine Yönelik Muafiyet ve Destekler” konularında 3 atölye
çalışması gerçekleştirilmiştir. Saha deneyimli uzmanların rehberliğinde düzenlenen
çalışmada konunun ilgililerinin katılımı ile yaşanan sorunlar tartışılmış, olası çözüm
önerileri üzerinde durulmuştur.
Odamız kamuoyuna olan sorumluluğunun bilinciyle, benzer etkinliklerinde olduğu
gibi kongremizin bilim ve teknolojinin ışığında etkin bir tartışma ortamı yaratarak,
önemli bir platform oluşturduğu düşüncesindedir. Bu bağlamda etkinlik boyunca
yapılan tartışmalarla oluşturulan aşağıdaki tespitlerin kamuoyunun bilgisine
sunulmasına karar verilmiştir.
• Küresel krizin etken olduğu olumsuz gidişin nedeni olan dışa bağımlı ve küresel
sermaye güdümlü politikalardan vazgeçilmeli, IMF ve DB gibi uluslararası finans
kuruluşlarının dayattıkları “yapısal uyum ve istikrar programları” reddedilmelidir.
• Yatırımlar artırılmalı, özelleştirme uygulamalarıyla devletin küçültülmesi
saplantısından vazgeçilmeli, ithalat politikaları gözden geçirilmeli, yerli yatırımcı
özendirilmeli ve korunmalı, katma değeri yüksek ileri teknoloji isteyen alanlarda
yapılacak yatırımlar desteklenmeli, makina imalat sektörünün konumu bu çerçevede
dikkate alınmalıdır.
• Devletin ekonomideki yönlendiriciliği artırılmalı, planlama yönelimi benimsenmelidir.
Eksenine insanlarının mutluluk ve refahını, sosyal devlet anlayışını oturtan, öz
kaynak ve birikimlerimize, bilim ve teknoloji politikalarına dayalı bir sanayileşme ve
kalkınma planı uygulamaya konulmalıdır. Böylesi bir plan eşliğinde üretim, yatırım,
küçük ve orta boy işletmeler ile sosyal kesimlere dönük ivedi bir ekonomik, sosyal
destek programı hayata geçirilmelidir.
• Ýmalat sanayinin krizi aşması için geçici önlemler, vergi muafiyetleri, teşvik
uygulamaları, v.s. yeterli olmamaktadır. Öncelikle sanayinin fason yapısının
değiştirilmesi gerekmektedir.
• Sektörde kurumsal yapı itibarıyla rekabet gücünden yoksun, yeniden yapılanması
zorunlu binlerce işyeri vardır. imalat sanayi mühendislik deneyimi ve becerisini
yeterince kullanamamaktadır. Üretim, planlama, pazarlama, satış, proje, tedarik zinciri
ve karar alma mekanizmaları mühendisliğin denetiminden yoksundur. Sektör kurumsal
ve mali yapısı ile AB bütünleşmesine hazır değildir. Sektöre yeni bir destek sistemi
(teşvikler, krediler ve Ar-Ge teknoloji platformu destekleri) getirilmeli ve sektörün
dışarıdaki rekabet gücü sürdürülmelidir.
• Yeniden yerli girdi oranını artıran, kredi mekanizmasını KOBi’lere yönelik olarak
yaygınlaştıran, istihdamı ön plana çıkaran, bölgelere göre kapsamlı kalkınma planı
geliştiren bir strateji yürürlüğe konulmalıdır.
• Özgün ürün yaratabilmek sektörün hedeflerinin başında yer almalıdır. Sektör
teknoloji düzeyini yükselten bir aşamadan geçmek zorundadır. Yüksek katma değerli
ürün için stratejik bir hamle gereklidir. Sektöre yönelik mutlaka “özel bir teşvik paketi”
devreye sokulmak zorundadır.
• Önümüzdeki dönemde yatırım olanakları daha da daralacak, işletme sermayesi ihtiyacı
büyüyecektir. Kredi iç finansmana yönelik olacaktır. Özellikle işletme ve ihracat
prefinansman kredilerine talep büyüyecektir. Eximbank kredileri bu açıdan büyük önem
kazanmaktadır. Bu durum acilen bir “düşük faizli kredi paketi” ile çözümlenmelidir.
• Mevcut durumda ithalatın daralması ile ara malların ithalatı da azalmakta, bu durum
belki yeni bir fırsatı da beraberinde getirmektedir. Makina sektörü “ara mal” üretimi
yapacak kuruluşları ve yan sanayi ile yeniden yapılanma başarısını gösterirse
gelecekte ithal girdilerde dışa bağımlılık oranını % 40–50’lere kadar indirilebilir. Böylece
hem katma değeri yüksek ürünler artabilecek hem de yeni istihdam alanları açılabilecektir.
• Sektör Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını hızlandırmalı, daha çok proje üretebilmeli;
Ar-Ge payı % 1–1,2’ye yükseltebilecek şekilde desteklenmelidir.
• Sektörün özel makinalara yönelik Ar-Ge çalışmaları hızlandırılmalı ihracat içinde yüksek
katma değerli ürünlerin payı artırılmalıdır. Böylece kriz sürecinde yeniden planlanma ve
yapısal bir değişime girmek mümkün olabilecektir. Yüksek katma değerli özel amaçlı
makinaların üretimine yönelik AR-GE çalışmaları yürütülerek makina mühendislerinin
istihdamı bu alanda yoğunlaştırılmalıdır.
• Bilginin teknolojiye, teknolojinin ürüne dönüştürülme süreci Ar-Ge ve Ür-Ge
çalışmalarını gerektirmektedir. Söz konusu faaliyetlerde mühendis istihdamını zorunlu
kılmaktadır. Makina sektöründe öncelikle nitelikli eleman çalıştırma ve mühendis
istihdamı konusunda teşvik ve destek verilmelidir. Keza yenilikçilik sektörel düzeyde
ele alınarak bu desteklerle bütünleştirilmelidir.
• Sektörün TÜBiTAK desteği ile entegre bir çalışmayı geliştirecek ve Ar-Ge teknoloji
platformunu gerçekleştirmesi mutlaka gündeme getirilmelidir. Çıktılardan birlikte
yararlanmak ve yüksek katma değer üretecek bir ürün yelpazesine yönelmek, bu
dönemde makina sanayinin önünde durmaktadır.
• ki gün süreyle gerçekleştirilen bu kongre ortamında Oda, Üniversite ve Sanayi
Kuruluşları arasında çok yönlü iletişim ortamı yaratılmıştır. Ýşbirliği ortamlarının daha
da geliştirilmesi, iletişimde sürekliliğin sağlanması amacıyla benzer çalışmaların sayısı
artırılmalıdır.
• Alanda özel amaçlı makinalar, orta, orta-yüksek teknolojili cihazlar yüksek standarda
sahip bir kategori oluşturmaktadır. Bu konuda kamu kuruluşlarını da içine alan,
üniversiteler, ihracatçı birlikleri, bilim kurumları, TSE ve Mühendis Odaları ortak
çalışmalar yapmak zorundadır. Ancak burada, öncelikli alt sektörlerde ülke olanakları
ve sanayi alt yapısının tespitine yönelik envanter çalışmaları ortak anlayışla
gerçekleştirilmelidir.
• Sektörde sanayicinin tekniğe ihtiyacı olduğu, ne–nasıl yapacağını genelde bilmediği
dile getirilerek, sanayicinin talepkar olması gerektiği ifade edilmiştir. Üniversitelerimizin
teknik potansiyellerinin yüksek olduğu ve kullanılmadığı belirtilerek somut projeler,
somut hedefler ile örneğin bitirme-yüksek lisans-doktora tezleri, sanayi tez çalışmaları
(santez), araştırma çalışmalarının sanayi ihtiyaçlarının karşılanmasında birer araç olarak
kullanılabileceği vurgulanmıştır.
• Sektörün gelişimine dönük çalışmalarda sabırlı olup “zaaflara” değil, birlikte yaratılacak
“artılara” odaklanmak gerekliliği ısrarla vurgulanmıştır.
TMMOB
MAKiNA MÜHENDiSLERi ODASI