Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, şirketler için öncelikler sıralamasında
birinciliği Çalışanlar almaktadır. Ondan sonra ise BiLGi SiSTEMLERi gelmektedir.
Bilgi Sistemleri, birkaç bölümden oluşan bir yapıyı birlikte tarif eder. Şöyle ki; bu
yapıda, donanım(Bilgisayar, Data Kablolama, Switch, Yazıcı, Modem vb.) ile yazılım
bir bütündür.
Peki, neden Bilgi Sistemleri derseniz? Eskiden olsa firmaların müşteri adetleri, satış
kapasiteleri belli bir sayıda idi ve bir defterden takip edilebiliyordu. Bu deftere
her şeyi yazabilirdiniz. Müşteri adları, borçları, tahsilâtlar, giderler vb. ne varsa.
Günümüzde ise müşterilerinizin kayıtlarını tutmak, tahsilâtlarınızı, borçlarınızı,
alacaklarınızı, çalışanların maaşlarını, ödediğinizi avansları, mesaileri, satışları,
stokları takip etmek için onlarca defter yetmemektedir.
Bu tür kayıtlarınızı tutmanız için en azından bir bilgisayara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu bilgisayarda neler yapabilirsiniz? Yukarıda bahsettiğim konularla ilgili tüm
kayıtlarınızı tutabilirsiniz. Ancak bu kayıtları tutabilmeniz için bir yazılıma ihtiyaç
duyacaksınız. Bilgileri kaydetmek için basit bir Excel programını veya ERP
(Kurumsal Kaynak Planlama) yazılımını kullanabilirsiniz.
10 kişilik bir firmada 1 bilgisayar ve Excel programı belki yeterli olacaktır. Ancak
50, 100 veya 150 kişilik bir organizasyonda bütün işleri 1 bilgisayar ve Excel
programı ile takip edebilir misiniz? Tabii ki hayır. Bu durumda bilgisayar sayılarını
arttırmanız gerekecektir. Peki, bu bölümlerdeki işlerin ve kayıtların birbirlerine
aktarılması nasıl olacaktır?
Bu durumda işletme içindeki bilgisayarların(bölümlerin) birbirleriyle haberleşmesi,
veri alış-verişinde bulunması gerekmez mi? Mesela bir satış yapıldığında, bu ürünün
depoda var olup olmadığının bilinmesi gerekmez mi? Depoda ürünün olup
olmadığını(yüzlerce ürününüz olduğunu düşünürseniz) stoklarınızı kayıt altında
tutarsanız bilebilirsiniz. Bu bilgiyi almak için, satış bölümü her defasında depoyu
mu aramalıdır? Yoksa bilgisayarına baktığında stokları hemen görebilmeli midir?
Bunu tüm bölümler için düşünebilirsiniz. Mesela üretilmesi gereken bir ürünün
hammaddesinin satın alınması için talep geldiğinde, Satınalma Bölümü elindeki
hammadde stoğunu bilmezse, gereksiz yere malzeme satın almış olmaz mı?
Bütün bölümlerin birbirleriyle sürekli iletişim halinde olması ve bilgi akışının sürekli
olması için şirketteki bütün bilgisayarların birbirleriyle bağlı olması gerekir.
Bu bağlantı şekilleri kısaca LAN(Lokal Area Network-Aynı bina veya bölüm
içindeki bilgisayarları bağlama şekli) veya WAN(Wide Area Network-fiziksel olarak
farklı noktalardaki bilgisayarları bağlama şekli) denen yapılarla bağlanır.
Peki diyelim ki bölümlerdeki bütün bilgisayarları birbirine bağladık(Buna ağ denir).
Bu bilgisayarların ortak kullandığı bir yazılım olması gerekir ki, bölümlerin tümünde
toplanan bilgiler ortak bir noktada birleşebilsin. Bu nasıl mümkün olabilir
dediğimizde karşımıza Otomasyon Yazılımları dediğimiz genellikle ERP(Kurumsal
Kaynak Planlaması) yazılımları diye de adlandırılan yazılımlar çıkmaktadır.
ERP Yazılımı ne yapar dediğimizde ise, öncelikle şirketlerde bulunan tüm bölümlerin
işleyişini üzerinde barındıran ve buna göre tasarlanmış yazılımlar anlamına gelir.
Bir şirkette bulunan bölümler nelerdir mesela? Satış, Üretim, Satınalma,
Muhasebe, insan Kaynakları, Finans, Depo vb. diye devam eder.
ERP yazılımları da bu bölümlerin tüm yaptığı işlerin kayıtlarını tutabilecek şekilde
tasarlanmıştır. Mesela bu yazılımlarda tüm müşteri bilgilerinizi tutabilir, kime, ne
zaman, ne kadar satış yaptığınızı görebilir, müşteri borcunu takip edebilir,
müşterilerinizin ödemelerine bakabilirsiniz. Tedarikçilerinizi takip edebilir, hangi
tarihte ne kadar alım yapmışsınız, ne kadar borcunuz var, hangi tarihte ödeme
yapacaksınız bunları görebilirsiniz. Tüm borç ve alacaklarınızı tek bir tuşla
listeleyebilirsiniz. Deponuzdaki ürünlerin veya hammaddelerin stok durumuna
bakabilirsiniz. Üretim için gereken hammadde miktarlarını tespit edebilir,
siparişlerinize göre ne kadar üretim yapacağınızı birkaç tuşla belirleyebilirsiniz.
Personelinizin avanslarını takip edebilir, maaşlarını birkaç dakikada
hesaplayabilirsiniz.
Şimdi bir düşünün bütün bu işleri bilgisayarda birkaç raporla yapabilecekken,
defterlerle uğraşmak, kime ne verdim? Kimden ne kadar alacağım var diye düşünmek
ne kadar doğrudur? Bu kadar zamanınız var mı gerçekten?
Peki, şirket olarak bütün müşterilerinizle ve bayilerinizle nasıl iletişim kuruyor ve
ürünlerinizi onlara nasıl ulaştırıyorsunuz?
Son yıllarda oldukça gelişen Internet üzerinden ticaret, KOBi ‘ lerin ürettiği ürünleri
çok geniş bir müşteri kitlesine hızlı ve kolayca satabilecekleri bir alan olarak ortaya
çıkmıştır. Internet üzerinden ticaret ise B2C ve B2B olarak iki şekilde yapılmaktadır.
Öncelikle B2C(Şirketten-Tüketiciye) ve B2B(Şirketten-Şirkete) kavramlarını
açıklamamız gerekiyor. B2C denildiğinde, bir şirketin ürettiği ürünleri, tüketiciye
yani son kullanıcıya Internet üzerinden satması demektir. B2B denildiğinde, bir
şirketin ürettiği ürünleri, başka şirketlere Internet üzerinden satması demektir.
Birde, firmaların bayileri ile yapmış olduğu ve e-sipariş denilen bir çalışma şekli
vardır. Burada şirketlerin, bayilerinden ödeme almadan sadece sipariş almalarını
sağlayan bir sistemdir.
Görüldüğü gibi, eğer KOBi ler Bilgi Sistemlerine önem verirlerse, gerek verimlilikleri
artacak, gerekse çok geniş bir müşteri kitlesine ulaşabilecektir.
Birde KOBi ‘ ler de çalışan sayısı az olması dolayısı ile genellikle Bilgi işlem için bir
personel istihdam edilmez veya edilemez. Bu durumda kurulan bilgisayar sisteminizi
nasıl kontrol edecek ve nasıl yürüteceksiniz?
Böyle bir durumda en iyi çözüm dışarıdan bu hizmeti almaktır. Bu hizmeti alırken
dikkat edilmesi gereken ise uzun süreli işbirliği yapmaktır. Burada seçilen bilişim
firması ile yıllık bakım anlaşması yapmak iyi bir yöntem olabilir.
*Aşağıdaki insanlar ve kuruluşlar gerçekten önemli bir yere gelmiş kişi ve
kuruluşlardır. Fakat teknoloji hakkında söylenen en aptalca sözleri sarf etmekten
kurtulamamışlar.
• ABD patent dairesi müdürü charles duell, 1899 yılında: "icat edilebilecek her şey
icat edilmiştir." demiş.
• Oxford profesörü Erasmus Wilson 1878 yılında; "Bu yılki paris fuarı bittiğinde
'elektrik ışığı' da onunla birlikte bitecek ve bir daha sözü edilmeyecek." demiş.
• Literary digest dergisi, 1899 yılında; "Otomobilin elbette bisiklet kadar yaygın
kullanımı olmayacak." tespitini yapmış.
• 876'da yeni teknolojiyi reddeden western union yöneticisi: "Bu telefon denen
şeyin bir iletişim aracı olarak düşünülmesi için çok fazla kusuru var. bu alet hiç
işimize yaramaz." demiş.
• Fransız fizyoloji profesörü Pierre Pachet, 1872 yılında; "Louis Pasteur'ün mikroplar
teorisi saçma sapan bir kurmaca." demiş.
• ingiliz kraliyet cemiyeti başkanı Lord Kelvin, 1895 yılında; "Havadan uçan ağır
makineler(uçak) yapmak imkansızdır." demiş.
• Fransız harp okulu'nda askeri strateji dersi veren mareşal Ferdinand Foch;
1.dünya savaşı'ndan önceki günlerde; "Uçaklar ilginç oyuncaklar ama hiç bir
askeri değerleri yok." demiş.
• Warner Bros stüdyolarının yöneticisi H.M.Warner 1927 yılında sesli film
teknolojisini reddedip; "Oyuncuların konuşmalarını kim dinlemek ister ki?" demiş.
• Radyonun öncüsü David Sarnoff'un iş ortağı 1920'lerde neden sarnoff'un
radyosuna destek vermediğini şöyle açıklamış; "Telsiz müzik kutusunun hayal
edilebilecek hiç bir ticari değeri yok. Belirli bir kişiye gönderilmemiş bir mesaj için
kim para öder ki?"
• Mühendis Lee Deforest, 1926 yılında şu kehanette bulunmuş; "Televizyon, teorik
ve teknik olarak mümkün olsa da ticari ve mali açıdan imkânsızdır."
• BM(bilgisayar üreticisi firma) yöneticisi Thomat Watson 1943 yılında; "Dünyada
belki beş bilgisayarlık bir pazar ancak var." demiş.
• Popüler Mechanics dergisi ise; "Gelecekte bilgisayarlar 1.5 tondan daha ağır
olmayacak." kehanetinde bulunmuş.
• Digital Equeipment Corporation'ın kurucusu Olsen ise 1977 yılında şöyle demiş;
"insanların evlerine bilgisayar almak istemeleri için hiç bir sebep yok."
*Kaynak : www.bildirgec.org
Nazif Özdemir
Yönetim Danışmanı