İşletmelerde, özellikle KOBİ ‘ler de sorunlar başladığında firma sahipleri ne
yapacaklarını bilememenin sıkıntılarını yaşamaya başlarlar.
Sorunların fark edilmesi de daha çok ekonomik kriz, pazar daralması ve dolayısı
ile satışların düşmesi sonucunda baş gösterir. Zira satışlar düştüğünde bunların
nedenleri sorgulanmaya ve sebepleri bulunmaya çalışılır. Çünkü satışlar iyi iken
hiçbir sorun gözükmez, gözükse de önemsenmez. Zira satışlar gayet iyidir ve
işletme büyümektedir!
Özellikle KOBi ‘ler de yetişmiş insan gücü çok az olması sebebiyle de sorunun
fark edilmesi ve çözümü konusunda çok fazla ilerleme sağlanamaz. Firma sahibi
böyle zamanlarda sadece satışlara odaklanarak çözüm bulmaya çalışır. Ancak
yapısal olarak sorunun sebebini bulmadan satış kadrolarında değişikliğe
gitmeye, satışı ekibini yönlendirmeye çalışır. Kendisi de satış yapmaya ve
satışları arttırmaya çalışır.
Firma sahiplerinin bunları yaparken genellikle belirlenmiş bir planı yoktur.
Tek derdi satışları arttırmaktır.
Çoğu firma sahiplerinde, şirketi kurup belli bir noktaya getirdiği için her şeyi
kendisinin bildiği gibi bir yanılgı oluşur. Ancak firmanın patinaj yaptığı,
ilerleyemediği, rekabet edemediği durumlarda buna bir anlam veremezler.
Bu gibi durumlarda firma sahipleri hemen palyatif tedbirler almaya başlarlar.
Bu tedbirlerde genellikle tasarrufa adı altında çalışanlara yönelik uygulamalar
olur. Çalışanların kullandığı elektrik, su, telefon, yemek, servis gibi giderlerde
kısıntıya gitmeye başlarlar. Çalışanlarına yönelik baskılar kurmaya ve onların
iyi çalışmadıklarını sürekli dile getirmeye başlarlar. Ancak neden verimli
çalışmadıkları konusunda bir öneri veya çözüm getiremezler.
Oysaki bu gibi durumlarda firma sahipleri, kendi bilgi birikimleriyle firmalarını
belli bir noktaya kadar getirdiklerini, ancak bundan sonra farklı bir şeyler
yapmak gerektiğini çoğunlukla fark edemezler. Yani ya bünyeye bir profesyonel
yönetici istihdamı, ya da dışarıdan danışmanlık alma konusunda çekimser
kalırlar. Çünkü her şeyi kendileri daha iyi biliyordur, işletmeyi dışarıdan gelen
birisinin tanıması ve yönetmesi ile sorunlarının çözülebileceğine zor ikna olurlar.
Diyelim ki bu firma sahiplerinden bir kısmı, dışarıdan bir profesyonel yönetici
veya danışmanlık hizmeti almaya karar verdiler. Bu durumda da ilgili taraftan
gelen değişim ve farklılaşma önerilerine karşı direnç göstermeye başlarlar.
Aslında bu zihniyetteki firma sahiplerinin çoğu, ben değişim adına hiçbir şey
yapmayayım, ama firmamda gelişip büyüsün demekteler. Bu “Hem karnım
doysun, hem de pastam dursun” zihniyeti ile de çok fazla ilerleyememekte,
rekabet edememekte ve sonunda işletmesini kapatmak zorunda kalmaktadırlar.
R. P. Lamont
“Bir iş adamının kararları, sahip olduğu bilgiden öteye gidemez.”
Nazif Özdemir